GÜNCEL
Giriş Tarihi : 17-07-2021 16:31   Güncelleme : 17-07-2021 16:31

Yaşayanlara da bir gelsek

Yaşayanlara da bir gelsek
Bir 15 Temmuz'u daha geride bıraktık. Huşu içinde, minnet ile şehidlerimizi andık, gazilerimizi bir kez daha onore ettik.

Kimse yanlış anlamasın, şehidlerimize elbette ki minnettarız, yakınlarının her türlü yanında olmak elbette ki boynumuzun borcudur.
Aynı şey nerdeyse üç bin gazimiz için de geçerli tabii.

Ancak işin içinde bir gerçek var ve bu gerçeği hatırlatmakta fayda görüyorum, zira biraz unutuldu sanki.

15 Temmuz gecesinde, sokaklara çıkan milyonlarca insan vardı!
Hem o gece hem de tüm nöbet süreci boyunca, nerdeyse hiç uyumadan, gündüz işlerine gidip, sabahlara kadar nöbet yerlerini boş bırakmayan milyonlar vardı.

Hasbelkader hayatta kalabildik.
Hasbelkader kurşun yemedik.
Ancak milyonlarca insan sokaklarda idi.

Bugün bu insanlara bir teşekkür bile edilmemekte, hatta çoğu yerlerde mobbing uygulanmakta!

Misalen, o geceden sonra bir hafta boyunca evine gidemeyen Polisler.
Akabinde de iki yıl boyunca, izin dahi kullanmadan her gün 12/12 çalışan polisler.

Halen bir 3600 ek gösterge hallolmadı, ki defalarca sözü verildiği halde.
Polis haftasında, Askere 400₺ zam yapıldı, polise yapılmadı.

Bir başka misal, Barış Dedebağı.

Evet Ömer Halisdemir, hain başını kafasından vurarak seyri değiştirdi.
Ancak Barış Dedebağı ve silah arkadaşları da Etimesgut'dan tankların çıkmasını engelleyerek, seyri değiştirdi!

Ömer Halisdemir şehadete yürüdü, bir sembol haline geldi, peki Barış Binbaşıya ne oldu?
Neden cümle FETÖcüler üstüne geliyor ve o yalnız bırakılıyor?

Elbette bir maddi karşılık beklediğini sanmıyorum, lakin o gece ve akabindeki günde yaptıkları ile, yani canı pahasına yaptıkları ile, hiç yoksa bir üstün hizmet, üstün cesaret madalyalarını haketmedi mi?

Devlet, şehid düşenleri anıyor da hayatta kalanlara neden üvey evlat muamelesi yapıyor?
Hatta, açıkça FETÖ ile bağlantılı olduğu belli isimler, neden halen devletin içinde, hatta ve üstelik terfiler alıyorlar?

Adil olmadık FETÖ ile mücadele de onun için de başarısız olduk, oluyoruz, olacağız!

Çünkü fakirin çocuğuna tüm hışmı ile giden devlet, zenginin çocuğu üstüne o hışımla gitmedi.

15 Temmuz'dan çok önce detaylı bir şekilde hazırlanan 186000 kişilik FETÖcü büyükbaş listesini hazırlayan üst düzey bürokrat neden pasifize edildi, bu listeden kimler, hangi meblağlar karşılığında isimlerini sildirip, 15 Temmuz da bu milletin başına bela oldular?

Kimler, 15 Temmuz'dan sonra sosyal medya hesaplarını temizledi ve ürkek ürkek bekledi, baktılar ki başlarına bir iş gelmiyor, şimdi yeniden toparlanıyorlar?

Millet o gece bir şey beklemedi.

Ancak bugün, yani aradan geçen beş yıl sonra da ciğerleri soğumadı.
Çünkü halen o gecenin failleri tam manası ile yargılanmış değil.

Yardakçıları, çanak tutanları, halen içimizde gezmekte ve utanmadan, zerre pişmanlık duymadan, eski işlerine, aynen devam ediyorlar.

Buda bu milletin nefsine elbette ki ağır gelmekte.

Her gün, bunların uzantılarını görmeye tahammül edemiyor. Bu da anlaşılır değil mi?

Artık, yani aradan beş sene geçtikten sonra, bu devlet, düşmanlarının üstüne tüm kararlılığı ile, tüm hışmı ile gitmeli.

Ucu kime dokunursa dokunsun, FETÖ'nün siyasi ayağı da artık bertaraf edilmeli.

Bunu da ivedilikle yapmalı.

Bu süreç çok fazla uzadı, uzadıkça da halkın nezdinde değişik yorumlara neden oldu, oluyor.

Nasıl ki Millet, 15 Temmuz'da hiçbir karşılık beklemeden sokaklara çıktı ise, nasıl şehadete koştu ise, nasıl vatanını, demokrasisini, iradesini müdafaa etti ise şimdi de devletinden adalet bekliyor.

Şunu hatırlatmakta fayda var ki, gecikmiş adalet, adalet değildir.


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam