GÜNCEL
Giriş Tarihi : 29-09-2021 22:07   Güncelleme : 29-09-2021 22:07

Türk-Amerikan ilişkileri Biden'la, Türk-Rus ilişkileri de Putin'le görüşmeden ibaret değildir!..

Türk-Amerikan ilişkileri Biden'la, Türk-Rus ilişkileri de Putin'le görüşmeden ibaret değildir!..
Türk-Amerikan ilişkilerinde Biden'la görüşmek her şey değildir.
Türk-Amerikan ilişkisi Erdoğan-Biden görüşmesinden ibaret de değildir…
Keza, Türk-Rus ilişkilerinde Putin'le görüşmek/sık sık görüşmek ve hatta iyi ilişki görüntüsünde olmak her şey değildir.
Türk-Rus ilişkileri Erdoğan-Putin görüşmesinden de ibaret değildir…

Nedir peki?..
Bunun cevabını Erdoğan'ın iyi bildiğini ve bu minvalde bir diplomasi/yaklaşım/strateji içinde olduğunu biliyorum.

Bence, Erdoğan'ın Amerika dönüşü yaptığı açıklamalar da, Rusya seyahatine dair söyledikleri de ve bugün Putin'le yaptığı görüşmeler de ülkesel menfaatleri maksimize etmek için söylenmesi gerekenler ve söylemesi gerektiğini düşündüğü şeylerdir.

Amerika dönüşü bir tablo çıktı ortaya;
"Biden'le bile görüşemedi,
Amerika seyahati kötü geçti,
Şimdi ise Rusya ve Putin'e göz kırpıyor…" şeklinde bir algı ve söylem ortalıkta dolaşıyor.

Açıkçası ben bu tarz söz ve söylemleri yüzeysellik içeren ve derinlikten uzak bir yaklaşım olarak görüyorum.
Bence Erdoğan'ın ne Amerika seyahati kötü geçti ve ne de bugün Putin'le koşulsuz bir görüşme oldu…
Diplomaside, görünen kısımdan ziyade arka plana/arka kapı diplomasiye ve gayrı resmi görüşmelere odaklanmak lazım.

Emin olun ki, pek çok şey göründüğü gibi değildir.
Hani, sağ gösterip sol vurmak derler ya; diplomasi/dış politika/liderler görüşmesi böylesi bir şeydir.

Diplomasi bir satranç tahtası ve satranç oyunudur.
Bazen verirsin veya veriyor gözükürsün ama daha büyüğünü almak için…
Bazen mavi boncuk dağıtır gibi algılanırsın ama o anda o gerektiği içindir.
Bazen kızgın/kırgın veya buruk görünürsün ama koşul ve şartların gereği olduğu içindir.
Ve bazen de,
Mesela Rusya seyahati öncesi, sanki Rusya ile hiç problem yaşamıyormuş gibi, pek çok noktada uzlaşma varmış gibi ve yapılacak görüşme farklı ve ilginç sonuçlar doğuracakmış gibi davranır ve konuşursun.
Çünkü muktezayı hale mutabık (durumun gereğine uygun) davranmak ve hassas dengeyi gözetecek feraset ve basireti sergilemek şarttır.

Şahsen Erdoğan'ın ne Amerika'ya çok uzak, ne de Rusya'ya çok yakın olduğunu düşünüyorum.
Keza, Amerika'yla sorunlu gibi bir hava varken, Rusya ile canımlı/cicimli bir iklim ve yaklaşımda olunmadığını da biliyorum.

Bu bağlamda bakarsak; bugün Rusya/Putin'le yapılan görüşmelerin de, birilerinin dediği/iddia ettiği ve dezenformasyon yaptığı gibi "artık Amerika yok, Rusya var…" basitliği ve teslimiyetinde geçmediğini, iyi biliyorum.

İşin gereği ve gerçeği şu;
Amerika'da öyle gerekiyordu,
Bugün de Rusya'da bu gerekti ve böyle davranıldı.

Hatta ilginç bir şey söyleyeyim;
Bugün Putin görüşmesi olurken, bir yandan da; hani kötü geçti denilen Amerika seyahati vardı ya; orada yapılan çok önemli görüşmelerin devamı cihetinde alt delegasyonların teknik detayları görüşmeye başladığı da duyumlarım arasında…
Önümüzdeki günlerde şaşırtıcı düzeyde olumlu sonuçlar verebilme ihtimali de çok yüksek…
Bu konuda şimdilik daha fazla bir şey söylemek istemiyorum ama olanları/olacakları gördükçe ve yaşadıkça neyi/niçin vurguladığımı fark edeceksiniz…

Şimdi hal/ahval ve gerçeklik böyleyken birileri medyatize şekilde popülizm yapıyor ve;
"Vay efendim, Erdoğan Putin'e teslim olacakmış!..
Yok efendim, Amerika'dan umudunu kesmiş miş…" şeklinde yaygara koparıyor.
Hadi oradan; böyle bir dünya yok.

Diplomasi ve devletlerarası ilişkilerde olmazsa olmazlık veya mutlaklık veya kan davası olmaz/olamaz..
Herkes herkesle kötü de olur; hasım gibi görünenlerle dost gibi konuşulur da…

Arabistan/BAE/İsrail/Mısır/Yunanistan ve hatta Ermenistan'la ilişkilerimizin halini ve hatta ilişkisizliğimizi düşünün…
Ama bugün hemen hepsiyle yeni/farklı ve yeniden bir konsepte girdik ve günün koşullarına uygun şekilde ilişkiler geliştirmeye başladık.

Bunu defalarca yazdım,
Devletlerarası ilişkilerde ebedi dostluk ve düşmanlık olmaz dedim.
Evet, dün öyleydi/bugün böyle ve yarın da bambaşka olabilir. Yani şartlar ve değişen koşullar neyi gerektirirse…
Diplomasinin tek ve en önemli kuralı/kanunu/işlevi, sonuç alabilmektir.
Kapalı kapılar ardında yapılan diplomatik görüşmeler yapan Erdoğan'la, kamuoyuna açıklama yapan Erdoğan'ı karıştırmayın derim.

Ben, özellikle toplantıların görünmeyen boyutunda dişe diş ve her şeyi ince ince hesaplayıp ona göre adım atan/atacak olan bir Erdoğan olduğuna kuşkum yok.

Hatta bugün Rusya'da yapılan görüşmelerin bile böyle geçtiğini düşünüyorum.
Ama açıklamalar yapılırken farklı saikler söz konusu,
Hal böyleyken söylenen sözler/kamuoyuna yansıyan sızmalar, toplantılarda konuşulanların belki minicik bir kısmı veya içeride konuşulanlarla alakası bile olmayabilir.
Bunu da sakın yadırgamayın.
Liderlik böyledir ve her şeyin aleni/aşikar ve kamuoyu nezdinde açıklanmayacağını bilmek demektir.

Bunları söylerken de, kimse Erdoğan güzellemesi yaptığımı düşünmesin.
Sezar'ın hakkı Sezar'a kabilinden söylüyorum.
İç politika/kamu yönetimi/yönetici tercihleri bağlamında herkes istediği eleştiriyi getirebilir.

Bu bağlamda benim de eleştirilerim var ve hep de oldu.
Ama konu dış politika/diplomasi ve buna paralel ülkesel menfaatlerin kazanılması/korunması ve ilerletilmesi ise; Erdoğan'ın maksimum dikkat/itina ve soğukkanlılıkta olduğunu biliyor ve inanıyorum.

Sonuç olarak;
Türkiye/Erdoğan Amerika'dan kopmadı/kopmayacak…
Türkiye/Erdoğan Putin'le ballı-börekli dost olmadı/olmayacak…

Tek belirleyici ve en önemli şey; ülkemizin çıkarları ve menfaatleridir.
Bunun için, gerekirse herkesle konuşulur/dost gibileşilir/olumlu şeyler konuşulur ve gerektiğinde de; tavır sergilenir/eleştirilir ve hatta kamuoyu oluşturmak/kamuoyunu canlandırmak için farklı söz ve mülahazalarda bulunulabilir…

Diyeceğim odur ki; konu diplomasi/dış politika ve devletlerarası ilişkiler ise; Olmaz olmaz demeyin; olmaz olmaz…


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.