GÜNCEL
Giriş Tarihi : 28-01-2022 19:58   Güncelleme : 28-01-2022 19:58

İstanbul'a hizmet..

Değerli dostlarım, sevgili okurlarım. İstanbul, 1894 Temmuz'da yaşanan büyük depremin ardından, emlak fiyatlarını aşırı şekilde yükseltme ve depremden mümkün olan her şekilde rant elde etme yarışına sahne oldu.

İstanbul'a hizmet..
Bazı mühendisler sağlam binayı çürük, hasarlı yapıyı da sağlam gösterme tehdidiyle bina sahiplerinden rüşvet istiyorlardı. Şikayetlerin artması üzerine, zamanın hükümdarı II. Abdülhamid Han duruma bizzat el koydu ve bir emir yayınlattı:
"Belediye mühendislerinin depremde hasar gören binaları kontrol ettikleri sırada bina sahiplerinden para istedikleri, para verilmediği takdirde sağlam binaları çürük, çürük binaları da sağlam göstermekte oldukları yolunda söylentiler çıkmıştır. Bu yoldaki haberlerin işitilmesinden sonra padişahımızın emirleri gereğince durum gazetelerle ilan ettirilmiş ise de, dedikodular yine devam etmiş ve durum padişahımız efendimizin kulağına tekrar gitmiştir.

Hiçbir şekilde rıza gösterilemeyecek olan bu şekildeki hareketlere cüret ettikleri tespit edilen mühendislerle kalfalar hakkında gerekli kanuni işlemlerin yapılacağı tabiidir. Bununla beraber, söz konusu şikayetlerin iftira olduğu ortaya çıkarsa, bu defa devlet memurları boş yere itham edilmiş olacaklardır.

Bu sebeple, şikayetçi olan emlak sahiplerinin kendilerine rüşvet teklifinde bulunan mühendis ve kalfaların ve bu kişilerin bağlı oldukları dairelerin isimlerini bildirerek mahkemelere müracaat etmeleri ve rüşvet talebinde bulunanları dava etmelerinin gerekli olduğu, gazetelerde uygun bir şekilde ilan edilmelidir. Padişahımız efendimiz hazretleri, ayrıca, bazı kişilerin mühendislere iftira atmaları ihtimaline karşı, bu yalanlara devam edenlerin cezalandırılmaları için polis tarafından soruşturma yapılmasını da emretmişlerdir."

(Yıldız Sarayı Genel Sekreteri Süreyya. 31 Temmuz 1894 (Başbakanlık Osmanlı Arşivi, İrade Hususi, 200/27. Mehmet Genç ile Mehmet Mazak'ın 'İstanbul Depremleri'nden).

ZİLZAL SURESİ'Nİ OKUTTU
Sultan Abdulhamid Han, korku ve endişe içinde olan İstanbul halkının teskini amacıyla depremden hemen sonra Yıldız Sarayı'nda Ezan ve Zilzal Sure'sini okutarak halktan şunları istedi; "Bütün Müslümanlar daima abdestli gezsin. Dini vecibelerinizi yerine getirin, tövbe edin ve bu afetin tekrarlanmaması için Rab'be niyazda bulunun."

Abdulhamid Han'ın talimatıyla sarayda bir ay boyunca Kur'an-ı Kerim okutulmaya devam edildi. Sultan Abdulhamid, Hicaz Valisi'ne gönderdiği emirnameyle Haremeyn-i Şerifeyn'de, İstanbul'daki deprem ve koleranın son bulması için dualar okunmasını istedi. Bunun üzerine Medine-i Münevvere'de tüm din adamları, seyit ve eşraftan birçok kişi bir araya gelerek İstanbul'un söz konusu bu felaketlerden kurtulması için dua etti. Ayrıca Abdullah bin Abbas makamında da dualar ve Buhari-i Şerif okundu. İstanbul'daki bazı tekke ile dergâhlarda ve taşradaki cami ve mescitlerde felaketin son bulması için dua ve niyazda bulunuldu.

(Sema Küçükalioğlu Özkılıç tarafından hazırlanan 1894 Depremi ve İstanbul Kitabı (Türkiye İş Bankası Yayınları, 2015)


Yıllar yılı "Büyük Zelzele" diye anılacak olan deprem, o dönemde İstanbulluların yaşadığı en büyük felaketti. İstanbul'da en az 474 kişi öldü, 480'den fazla kişi yaralandı. Kaynaklara göre yıkılan ev sayısı 1000'den fazlaydı, 300'e yakın iş yeri büyük zarar görmüştü! Hasar gören bina sayısı için tahminler 10 bindi! Deprem Adapazarı'da 60 kişinin ölümüne neden olmuş, 600 ev de yıkılmıştı.

Biz bugün bu konuda nasıl bir karşılaştırma yapabiliriz ?
Sultan Abdülhamid Han o zamanki devletin başı bugün ise devlet adamı Recep Tayyip Erdoğan. Sayın Erdoğan'ın ne yaptığını, halkı için neler yaptığını görüyoruz. Deprem olduğunda zelzele olduğunda halkın içine inip devletin bütün birimleriyle nasıl çalıştığını görüyoruz.

Elbette ki devlet başkanı ile bir ilin, başındaki yönetici aynı değildir, ancak yönetimin başarısı yönettiğiniz birimin küçüklüğü büyüklüğü ile ilgili değildir. Sizin o konuda ne kadar ehil ve ne kadar liyakat sahibi olmanızla ilgilidir.

Bugün Şehr-i İstanbul, Türkiye'de nüfusun neredeyse yüzde 25'ine tekamül eden bir medeniyet şehri. Başında neredeyse validen daha etkin bir yönetici bulunuyor. Bu kadim şehri yönetmek çok ciddi bir çalışma ve emek ister.
Sultan'la kıyas yapılmaz ama Sultan'ın payitahta hizmetleri nelermiş arşivlerden çıkarıp okuduğumuzda günümüz yönetiminden de en azından o hizmetlerin yarısı, hadi onu da geçtim çeyreği kadar da olsa bir hizmet anlayışı görmek istiyoruz.

Kaldı ki o zamanlar belediyecilik anlayışı yeni yeni oturuyor. Ekmek dağıtımları, erzak dağıtımları, cuma evleri, ticarethanelerde maddi destekler, esnafa yardımlar…

Muhaliflerin, saraydan çıkmadığı yalanını attıkları, korkak dedikleri Sultan, İstanbul depremi sonrası çıkıp insanlar arasına karışmış, sokaklarda birebir onların yaşadıklarını görüp yardımlarına yetişmiş ahali ile sohbetler ederek, ihtiyaçlarını sorup karşılamış, paşaların çok tehlikeli çıkmayın demesine rağmen Yıldız Sarayı bahçesine çıkıp ahaliyi orda toplamış, önlemler aldırmıştır.

Bu detayları tarih kitaplarında bulamıyoruz.

Bugün İstanbul'da benzer şeyler yaşanıyor. Kar yağıyor, bir şehirde hayat kilitleniyor ve bu şehir Türkiye'nin en donanımlı, en büyük şehirlerinden biri. Üstelik son teknoloji aletlerle önceden meteoroloji uyarılarını yapıyor buna rağmen tedbirler yetersiz, hatta tedbir yok!

İmamoğlu'na diyoruz ki burada böyle kar yağarken, insanlar mahsur kalırken halkın içinde bulunsaydı, en azından yapmacık da olsa bir görüntü vermiş olsaydı, trafiğin kilitlendiği bölgelere Bağcılar'da Esenler'deki o bölgelere gelseydi, havalimanına gelseydi…

Yok efendim araç gelemezmiş, gelirdi gelirdi isterse gelirdi, lokantaya giderken kar aracı yanındaydı şahsına yolları açmak için önünde gidiyordu ya, istese gelirdi İstanbul'un başında insanların yanında olmak isteseydi olabilirdi. Çok önemli yemeğini erteleyebilir, halkına öncelik verebilirdi.

Maalesef ki bütün yaşanan mağduriyetler iyi bir belediyecilik anlayışıyla hiç yaşanmamış olabilirdi, insanlar mağdur edilmeden evlerine ulaşabilirdi. Bir kar yağışı hayatı bu kadar felç ediyorsa orda yönetimin bir düşünüp kendine bakması gerekir.

Tabii ki Sultan Abdülhamid ile benzetme bile olmaz kıyas bile yapılmaz ancak o zaman devletin başında bulunup halkı için çalışan yöneticiler, devletin diğer birimlerinde yönetici olanlar için de örnek teşkil eder.

Belediyecilik sadece bürokrasi değildir, daha çok halkın içinde, sahada bulunmayı gerektirir.
İstanbul'da da Türkiye'nin başka köşelerinde de böyle felaketler bir daha yaşanmasın bizler millet olarak çok acı tecrübe ettik. En son İzmir depreminde çok canımız yandı. O zaman da devletimiz bütün birimleriyle seferber oldu altı Bakanıyla beraber orada halkın yanındaydılar.

Ama devlet demek sadece iktidar demek değil. Muhalefetiyle, belediye başkanlarıyla, diğer bütün kurumlarıyla biz bir devletiz. Muhalefete de belediye başkanlarına da iktidara düşen kadar görevler düşüyor.

Artık mağdur edebiyatını bir kenara bırakıp 16 milyonun başkanı olduklarını hatırlamalarını istiyoruz. Artık halkın başına gelen her olumsuz olayda kendilerini tatilde, yemekte değil halkın arasında çalışırken görmek istiyoruz. Sizleri seçen insanlara hizmet ederken görmek istiyoruz.

Evet Dostlarım, değerli fikirlerinizi ve yorumlarınızı bana ogunhaber.com ve sosyal medya hesaplarım üzerinden iletebilirsiniz.
Allah'a emanet olunuz!