GÜNCEL
Giriş Tarihi : 25-09-2021 13:25   Güncelleme : 25-09-2021 13:25

İETT olayı

İETT olayı
Günlerdir, hatta haftalardır, haber bültenleri ve sosyal medya, İETT'de yaşanan rezaletler ile adeta çalkalanıyor!

Başrolde yolda kalan otobüs, metrobüs ve metroların olduğu gibi, artık seyir esnasında kapıları düşen otobüsler ve dahi yolda kalan otobüse yardıma giden araçların dahi yolda kaldığı bir dönemdeyiz!

Yani kısacası, onyıllardır tıkır tıkır işleyen İETT artık fıkra konusu olduğu gibi, İstanbul'da dünyanın en büyük toplu taşıma araçları mezarlığına döndü.

Ve bu sadece iki buçuk senelik İmamoğlu/CHP yönetiminde oldu.
Doğrusu büyük beceri!

Ancak bunları defalarca yazdık.

Bu CHP yönetimlerinin hedefi, asgari zaman içinde, azami zarar vermek dedik.
Maalesef de haklı çıkıyoruz.

Bu İETT'nin bakım ihalesi ve buharlaşan 2,5 milyar TL'nin üstüne bilahare düşüp yazacağız.

Ancak, bu yazıda, olayın diğer boyutuna ve nasıl planlandığına değineceğiz.

Bu bağlamda bilinmesi gereken şey, İETT filosunun sadece %30 İBB'ye ait olduğu, geri kalan %70'in ise Özel Halk Otobüslerinden oluştuğu gerçeğidir.

Yani bir kooperatife bağlı özel şahıslara ait bu otobüsler ve İETT namına sefer yapmakta.

İşin püf noktaları ise iki tane.

İlki, İmamoğlu göreve geldiğinde, İBB'nin bu Özel Halk otobüsleri sahipleri ile var olan anlaşmaları feshetmesidir.

O vakte kadar ÖHO taşıdıkları yolcu miktarınca, yani basılan kart kadar İETT'den paralarını alırlardı.
İmamoğlu yönetimi ise cazip görünen bir teklif ile bu Özel Halk otobüs sahiplerini tuzağa çekti.

Yeni anlaşmaya göre, taşıdıkları yolcu adetince değil, sarfettikleri kilometre kadar para ödemekti.
Otobüs sahipleri, boş, yarı boş, çeyrek boş seferleri de göz önünde bulundurarak, bu yeni anlaşmayı cazip görüp kabul ettiler.

Tabii, evdeki hesap çarşıya uymadı.

Yedi, sekiz aydır, otobüs sahipleri İETT'den, dolayısıyla İBB'den tek kuruş para alamıyorlar!

Dolayısıyla, anlaştıkları akaryakıt istasyonlarına borçlarını ödeyemiyor, kendi sorumluluklarında olan bakımları da yaptıramıyorlar.
Neden, çünkü paraları İBB'de de ondan.

İkinci nokta ise İmamoğlu yönetiminin, tüm otobüsleri aynı renge boyattırmasıdır.

Eskiden neyin ne olduğuna renkten karar verebilirken, şimdi iyice bakmak gerekiyor.

İETT, kendi sorumluluk alanlarındaki araçlarında bakımlarını ya yaptırmamakta ya da orijinal yerine üçüncü sınıf yan sanayi ürünleri parçalar kullandırmakta.

Sonuçlarını ise her gün yol kenarlarında görüyoruz.

Peki yakıt alamayan, bozulan araçlar sefere çıkabilir mi?
Tabiiki de hayır!

İşte onun yüzünden de sefer sayıları azaltılarak, hatta iptal edilerek, vatandaş mağdur edilmekte, uzadıkça uzayan kuyruklar oluşmakta.

Tüm bunlar kasıt olmadan yapılabilir mi?
İşte bu soru herkesin aklında gezmekte.

Yine daha evvel yazdığımız gibi, İmamoğlu'nun İstanbul'a hizmet etmek gibi bir derdi hiç olmadı, şimdi de yok, ilerde de olmayacaktır.

Zaten bunu da iki buçuk yıldır ispat etti, ilgisiz ve alakasızlığı ile.

Beyefendinin planında, İstanbul seçimlerini kazanıp, işi Cumhurbaşkanlığı adaylığına bağlamak vardı da balonu çok erkenden söndü.

Sergiledikleri olağanüstü beceriksizlikler ile de sadece İETT'yi değil, İSPARK'ı ayrı, diğer iştirakları ayrı batma noktasına getirip, kendi kendini bu hedeften ekarte etti.

Artık kendi Partisi içinde de tartışılan, hatta bazı kulis bilgilerine göre, üstü çizilen biri.

Aslında İmamoğlu da bu İBB Başkanlığının kendisine beş drop büyük geldiğini çoktan anladı.

Eh zaten yapacağını da yaptı, şimdi kendini görevden aldırmak, yerine kayyum atatıp, tası tarağı toplayıp kaçmak peşinde.

Bu artık ayan beyan bir şey.

Elbette ondan sonra "mağdur edebiyatı" yapacak, "çalıştırmadılar", "engellediler" oyunları oynanacak.

Ancak, pek tutmayacağı, yani amiyane tabiriyle kimsenin yemeyeceği de aşikardır, çünkü artık her şey, herkesin gözünün önünde olup bitiyor.

Maalesef o gün gelene kadar da bu işin faturasını İstanbul ve İstanbullu ödeyecektir.


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam