GÜNCEL
Giriş Tarihi : 07-06-2021 02:21   Güncelleme : 07-06-2021 02:21

Doğu Türkistanlıları Türkiye'ye karşı kışkırtmak bir Çin projesidir…

Bu yazımızda aslında Londra'da 4 Haziran'da başlayan 'Bağımsız Uygur Mahkemesin'e dair düşüncelerimizi yazmayı planlıyorduk lakin dün yaşadığımız ve geçmişte birçok örneğine şahit olduğumuz nahoş durumla alakalı bir yazı kaleme almanın daha yerinde olacağı kanaatiyle 'Uygur Mahkemesi' yazımızı sonraya bıraktık.

Doğu Türkistanlıları Türkiye'ye karşı kışkırtmak bir Çin projesidir…

Bilindiği üzere Doğu Türkistanlılar, Türkiye’ye 13 Mart 1952 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla iskanlı göçmen olarak kabul edilmeye başlanmış, günümüze kadar da bu kabuller pozitif ayrımcılık da uygulanarak devam edegelmiştir.

İlk kafilenin İstanbul Sirkeci Göçmenevi Misafirhanesi'ne ulaşmasının (20 Eylül 1952) üzerinden neredeyse 72 yıl geçmiş, bu süre zarfından ilk gelenlerin şimdiler de 3. kuşak nesilleri Türkiye'de bir taraftan hayata tutunma mücadelesi verirken diğer taraftan yeni gelen hemşerilerine yardım etmekten geri durmamışlardır. Dahası Doğu Türkistan'da yaşanan soykırımı kamuoyuna anlatmakla meselenin çözümü noktasında başta siyasi iktidarlar ve siyasi partiler olmak üzere bürokratlar, akademisyenler ve sair STK'ları harekete geçirerek çözüm noktasında hummalı çalışmalar yapagelmişlerdir.

Demokratik bir ülkede, anayasal haklarından da istifade ile yapılan bu türden çalışmaların, meselenin hem kamuoyuna mal edilmesi hem de siyasi erklerin harekete geçirilmesi bakımından çok ama çok elzem olduğu kadar sürekliliğinin de sağlanması önem arz etmektedir.

Neredeyse 72 yıllık süreçte yapılan bilgilendirmeler sayesinde zaman zaman kamuoyunun konuya ilgisi artmış, zaman zaman da siyasi iktidarların siyasi mülahazaları yüzünden konu arzu edildiği kadar kamuoyunda yer edinmemiştir. Buna rağmen Doğu Türkistan meselesine destek Türk Milleti nezdinde daima canlı tutulmuş ve destek olunması dini, milli ve vicdani bir görev olarak telakki edilmiştir.

Merhum İsa Yusuf Alptekin beyin ifadesiyle "Gönül arzu eder ki Türkistan meselesinin halledilmesi davasında öncelik şerefi Aziz Türkiyemizin olsun" cümlesiyle ifade ettiği şekliyle Türkiyeli her Türk evladı, her Müslüman dahası her vicdan sahibi insan da bunu gönülden arzu etmekte ve beklemektedir.

Türkiye’de siyasi erkin ve halkın Doğu Türkistan meselesine bakışını menfi yönde etkilemek, Doğu Türkistanlıların Türkiye Cumhuriyeti devletine itimatlarını zedelemek, dahası Türkiye’yi ikinci vatanları olarak gören Doğu Türkistanlıların bu samimi düşüncelerini tersine çevirmek için Çin'in yıllık asgari 250 milyon dolar gibi bir meblağı ters propaganda amaçlı harcadığı sıkça dillendirilmektedir. Çin, Türkiye kamuoyunu Doğu Türkistanlılar ve Doğu Türkistan'da yaşanan soykırımın karartılması adına kendi propaganda taktiklerini kullanmakla kalmamış, hangi saikle olduğu tartışmalı, bu işe gönüllü hizmet eden hem Türkiyeli hem de Doğu Türkistanlılar da bu süreçte maalesef eksik olmamıştır.

Çin’in Türkiye’de hayata tutunma mücadelesi veren Doğu Türkistanlılara dair en dikkat çeken hedefi, Türkiye’deki Doğu Türkistanlıların Türk devletine dolayısıyla onu yöneten siyasi iktidarına güvenemez hale getirmek, Doğu Türkistanlıları itibarsızlaştırmak ve en nihayetinde de Doğu Türkistanlıları Türkiye Cumhuriyeti ile karşı karşıya getirmek olmuştur.

2017 sonrasında Doğu Türkistan’da sözde eğitim özde soykırım kamplarıyla başlayan süreçte dünya kamuoyu ve uluslararası teşkilatlarda meselenin çok daha fazla tartışılır hale gelmesi Doğu Türkistanlıların Türkiye Cumhuriyeti Devletinden dolayısıyla Devleti yöneten ve kendileri gibi aynı ırk ve aynı dini inanca sahip siyasi iradeden beklentilerini de arttıran bir süreç başlamıştır. Doğu Türkistanlıların bu türden beklentilerine Doğu Türkistan’da yaşananları dini, milli ve insani değerler bakımında eleştiren Türk milleti de iştirak etmiş durumdadır.

Buna mukabil Doğu Türkistan’a dair her meseleyi ABD’ye ve dolayısıyla CIA ve FETÖ’ye bağlayan bir kesim meselenin kamuoyunda objektif olarak tartışılmasını engellemek adına Çin misyon temsilcilerinden daha fazla çaba göstermekten geri durmamıştır.

Lehte ve aleyhte olmak üzere bir nevi propaganda savaşına dönüşen durum son 3-4 yılda çığırından çıkmış, aslı astarı olmayan itham ve iddialar bir taraftan Doğu Türkistanlıların zaten bozuk olan psikolojilerinin daha da bozularak paranoyak hale gelmelerine neden olurken diğer taraftan da Çin’in amiyane tabirle "ekmeğine yağ süren" bir noktaya ulaşmıştır.

Çin’in milli menfaatlerine uygun olarak yaptığı ahlak tanımaz propaganda çalışmalarını bilmek, buna dair kamuoyunu bilgilendirmek ve Devlet’in ilgili birimlerinin kanunlara mugayir hal ve hareketleri der-dest etmesini beklemek her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının hakkıdır. Buna mukabil Çin misyon temsilciliklerinden daha fazla Çinperest olanlara diyecek sözümüz ise onları insafa, izana, vicdana ve insan olmaya davet etmek olacaktır. Daha fazlası zikredilen iki cenah gibi bizleri de müfteri durumuna düşürür ki buna vicdan sahibi hiçbir insan rıza göstermemelidir.

Burada asıl üzerinde durulması gereken husus Doğu Türkistanlıların veya Doğu Türkistan’daki soykırıma dair soyla medya platformlarında haber yapan, yazı yazan, paylaşım yapanların, “çuvaldızı başkasına batırmadan iğneyi kendilerine batırarak”, herkesten daha fazla dikkatli ve sağduyulu olmaları gelmektedir.

Tasvip edilemeyecek "kaş yapayım derken göz çıkaran" bu türden sosyal medya hesaplarını yöneten kişi, kuruluş veya stk temsilcilerinin yaptıkları faaliyetlerle Çin’in veya Çinperestlerin propagandalarına alet olmamaları, amaçlarının "bağcıyı dövmek değil daima üzüm yemek" olması önem arz etmektedir.

Bilhassa haberlerin ve haberlerde kullanılan görsellerin doğruluğu teyit edilmeden kullanılmamalı, paylaşımlardaki üslup Çin ve Çinperestlerin ekmeğine yağ sürmemeli, teyit edilmeyen haberler ve görsellerin kullanılmamasına özen gösterilmelidir. Dahası Doğu Türkistan’da yaşanan soykırımın iç siyasete dolgu malzemesi yapılmamasına ihtimam gösterilmelidir.

Zikredilen hususlarla ilgili geçmişe dair onlarca örnek bulunmakla beraber, burada bu türden tasvip etmeyeceğimiz olayları zikrederek hem yazıyı uzatmak hem de okuyucularımızın vaktini çalmak istemem. Lakin sadece yaşanan son bir olayı zikrederek meramımızı anlatmak isterim.

Malum, bir haftadır Kayseri merkezli yaşanan ama akabinde ulusal medyaya da yansıyan, dolayısıyla da sosyal medyada birçok paylaşım yapılmasına neden olan "Kayseri'deki Geri Gönderme Merkezi’nde, aralarında Doğu Türkistanlıların da olduğu, toplu intihar girişimi"ne dair bir haber dolaşıma sokuldu.

Haberi paylaşan sosyal medya hesaplarının ne gaye ile bunu yaptıklarını inanın anlamakta zorluk çekiyorum. Evet, haber doğru ise tabi ki paylaşalım, hatta ilgililerinin hukuk önünde hesap vermelerini de talep edelim, dahası kamuoyu da oluşturalım. Lakin teyit edilmeden dahası kullanılan üslup açısından Doğu Türkistan davasına zarardan başka hiçbir katkısının olmayacağını düşündüğüm bu türden paylaşımların sadece Çin’e ve Çinperestlere yaradığını göremeyecek kadar öngörüsüz olanların da Doğu Türkistan davasına faydadan çok zarar verdiklerini de bilmelerini isterim.

Peki, olaya dair biz ne yaptık?

Hemen Kayseri'deki Geri Gönderme Merkezi'nde yaşanan olaya dair Kayseri'den yayın yapan ve adı gibi dürüst ve güvenilir olduğuna inandığım "dürüsthaber" sitesi yetkilisi sevgili kardeşim Habibullah Efendigil'i arayarak ilgilileri arayıp durumu öğrenip bizi de bilgilendirmesini rica ettik.

Yarım saat bile geçmeden Sayın Efendigil, Emniyet ve Geri Gönderme Merkezi yetkililerinden aldığı bilgileri tarafımıza ileterek; “bundan takriben 10 gün önce, DEAŞ ile bağlantılı olup Niğde'den getirilen ve Afganistanlı Peştun olduğu kesin olan bir kişinin kameraların görebileceği bir açıda intihar girişiminde bulunmuş, müdahale edilip hastaneye kaldırılmasına rağmen şahıs kurtarılamamıştır. Başka da bir intihar vakası vuku bulmamıştır” bilgisine ulaştık.

Bir bilgiyi teyit etmek, bu denli gelişmiş olan kitle iletişim araçları sayesinde zor olmasa gerekir. Biz de bunu yaparak olayın gerçek durumunu öğrenmiş olduk. Aman dikkat diyelim, "attığımız taş ürküttüğümüz kuşa değmeli", ne söylediğimiz kadar nerede, nasıl ve ne amaçla söylediğimizin de önemli olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. "Kaş yapalım derken göz çıkarmadan", dahası Çin ve işbirlikçilerinin "ekmeğine yağ sürme"den Doğu Türkistan davasını amasız, beklentisiz, menfaatsiz savunmaya devam etmeli, Türkiye’de hayata tutunma mücadelesi veren mazlum ve mağdur Doğu Türkistanlı kardeşlerimizi ümitsizliğe sevk edecek, onların ümitlerini kıracak dahası devletle karşı karşıya getirecek paylaşımlardan uzak durmaya ihtimam gösterilmeli, aksi yönde hareket edenlerden uzak durulmalıdır.