GÜNCEL
Giriş Tarihi : 15-03-2021 05:20   Güncelleme : 15-03-2021 05:20

Bilindik düşman Vatikan

Papa 1. Urban'ın, "Tanrı böyle istiyor" sözü ile başlayan Haçlı seferleri, 1095 senesinde, ilk zirvesine ulaşmış ve Haçlıların Kudüs katliamı ile İslam Dünyası ile arasına, bugüne dek süren bir kan davası açmıştı.

Bilindik düşman Vatikan
Şu Dinler arası diyalogu falan bir kenara bırakın.

Gerçek şu ki, karşımızda biz Müslümanları yok etmeye yeminli bir Haçlı İttifakı, artı bir de siyonist diasporası mevcut.

O diyalog masalları falan, sadece İslam Dünyası'nı oyalama taktiğinden başka hiçbir şey değil. Tıpkı, İnsan Hakları, Hürriyet, Demokrasi, Hümanizm safsataları gibi.

Bugün halen emperyalist güçlerin sömürdükleri onlarca ülke, savaş, iç savaş çıkarttıkları onlarca yangın yeri var!

Zaten Batı dünyasının kirli geçmişine bir göz attığımızda, bugün bizlere dayatmak istedikleri bu masalların, kendileri için hiç, ama hiç geçerli olmadığını, gayet net görebiliyoruz.

Balkanlar'da, Boşnaklara yönelik yapılan katliamlar, Hristiyanlar tarafından yapıldı ve görmezden gelenler de yine hristiyanlardı.

Ne zaman mızrak çuvala sığmaz hale geldi, göstermelik bir müdahale ile insanlık uyutulmaya devam edildi.

Irak harbinin tek nedeni, artık laflarını dinlemeyen Saddam'ı ve Baas Partisini devirmekti.
Eh ülkenin tüm zenginliklerine el koymak da bonus olarak ABD'ye nasip oldu.

Daha önce de yazmıştım, PYD/YPG'nin içinde, "Vatikan'ın emrine uyarak geldik" diyen, Batı dünyasının her yerinden koyu katolikler, hristiyanlar var ve onlar bu olayı bir Neo Haçlı seferi olarak görüyorlar.

Bir diğer husus ise DEAŞ!

Ne hikmettir bilinmez, ancak AB ülkelerinden, dahi ABD'den DEAŞ'a katılanların kayıtlarına ulaşıldığında, neredeyse tek tip ve tertemiz bir geçmiş gözüküyor.

Bazılarında ise "Acess denined" ibaresi ile karşılaşıyor araştıranlar, yani "kayıtlara ulaşma izni yok!"
Ne kadar da manidar değil mi?

Zaten bu DEAŞ ortaya çıktığında, bin kişilik hafif silahlar ile ilerleyen bir konvoyun karşısında, iki tümen ve ağır silahlı Irak Ordusunun, tüm silah ve envanterini bırakarak "kayıplara karışması" da bir o kadar manidardı!

Yani o bin kişiyi, birkaç saat içinde un ufak edebilecek, ezici üstünlükte olan bir ordu, eli ancak keleşli olan bin kişiden kaçtı.

Suriye'de işin içine bir de katil sürüsü olan Şia Haşdi Şabiler katıldı.

Ve biz bugün şunu iyi biliyoruz ki, 15 Temmuz gecesinde, Kıbrıs Rum bölgesinde 15000 İngiliz SAS komandoları bir yandan, Suriye, İran ve Irak sınırlarınızda, 30000 PKK/YPG/PYD'li, 10000 DEAŞ'li, yine 30000 civarındaki Haşdi Şabi Teröristi, ülkeyi işgal etmek üzere hazır beklemekte idi!

FETÖcü Adem Huduti ve diğer FETÖcü subayların kontrollerinde olan sınır birlikleri de, bunlara zorluk çıkartmayacaktı.

Ama çok şükür ki, evdeki hesap çarşıya uymadı!

Versay ve Sevr anlaşmalarında, Batılılara yardım eden Kürt'lere, ABD, İngiltere ve Fransa, toprak ve bağımsızlık sözü vermişlerdi.

Vatikan, en başından beri bu şer ittifakının en başında olan güçtür.

Papa'nın şimdi Irak'ı "ziyaret" etmesi, aslında Papa 1. Urban'ın başlattığı Haçlı seferlerinin bir değişik versiyonudur.

PKK, ellerinde tuttukları sözüm ona esir DEAŞ'lıları kullanarak AB'ye kendini çoktan bir devlet olarak dayattı bile.

Sözde hükümetleri ve Bakanları var!

DEAŞ'a katılmış yurttaşlarının bir problem olarak gören AB ülkeleri ise elleri mecbur, bu sözde devletin, sözde bakanları ile muhattap oluyorlar, hem de bile isteye.

Bu olaya bir bütün halinde baktığımızda, Papa'nın ziyareti, bal gibi bir kutsamadır.

Şu basılan Pulun, Vatikan'dan habersiz basıldığına herhalde kimse inanmamızı beklemiyordur.

Ta Gaziantep'e kadar Türk topraklarını içine alarak resmedilmiş bu harita fantezisi, kirli bir hayal olmaktan bir adım öteye gidemeyecek olsa da, göstermelik koyu Katolik Başkan Biden ile bölgenin çok kısa zamanda aşırı hareketleneceğinin de göstergesidir.

Can havliyle, ille de bir Kürt devleti kurmanın, Türkiye'yi de bölmenin azmışlığını göreceğiz gibi gözüküyor.

b
Sanırım, kendi ülkemiz sınırları içinde olmasada, ötesinde bunlar ile bir müddet daha uğraşacağız.

-

AB yönetiminin de birdenbire şahinleşip, Türkiye'yi "rahatsız edici" olarak deklare etmesi, bizlerin ezelden beri bunlar ile bir olalım, içlerinde olalım siyasetimizin beyhude uğraş olduğunu göstermektedir.

Merhum Necmeddin Erbakan hocanın da dediği gibi; "Bu AB, Haçlı Birliği ve Türkiye'yi asla içlerine almayacaklar" dediği halen kulaklarımda çınlıyor.

Hülasa, Helmut Kohl ile Fransuva Mitterand'ın aralarında aldıkları karar da, dün gibi hafızamda:
"Türkiye büyük bir piyasa. Her şekilde paralarını alacağız, kendimize benzeteceğiz, ancak asla aramıza almayacağız!"

Ve bugün, yani 56 sene sonra görüyoruz ki, tam da böyle yaptılar, halen de yapıyorlar.

Türkiye vazgeçilecek bir piyasa değil.

Onun içinde, Türkiye'ye, batmayacak kadar tolerans tanıdılar, ancak gelişmesine de asla izin vermediler.

2013'de artık gelişmeyi durduramayacaklarını anladılar ve Gezi vandallığı ile ülkenin kaosa gömülmesinin startını verdiler.

Maalesef, bu ülkenin içinde, o kadar çok gönüllü uşakları var ki, bunları yapmak onlar için hiç de zor olmadı.

Günümüze geldiğimizde, üst akıl denilen yapının istediği oyunu oynamakta direten Trump'ı binbir hile görevden alıp, yerine, aklının bile sağlıklı olmadığı Biden'i, daha doğrusu Kamalla Harris'i getirdikten sonra, artık Vatikan da, kendini daha fazla gizlemeye gerek görmedi gibi!

Şunu iyi bilmeliyiz ki, bizim dost ve müttefik dediğimiz ülkelerin kahir ekseriyeti aslında ezeli ve azılı düşmanımızlar.

Ve bu ülkeye son iki senedir saldırmadılar ise iyi bilinsin ki, bunun baş sebebi TSK'nın yeni ve profesyonel yapılanması ve elbette güçlü savunma sanayimizdir.

Daha caydırıcı bir şey olamaz!

Önümüzdeki beş, on yıl çetin geçecek.
Allah yardımcımız olsun.

Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam